|
MUTEBERLİK
BAKIMINDAN EVLİLİĞİN ÇEŞİTLERİ
Evlenme akdi rükün ve şartlarının bulunup bulunmamasına göre
sahih, fasit, batıl, mevkuf ve gayri lazım çeşitlerine ayrılır.
Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre fasit ve batıl evlilik
arasında bir fark yoktur.
Aşağıda bu evlilik çeşitlerini ve sonuçlarını
açıklayacağız.
I- SAHİH EVLİLİK
A) Sahih Evliliğin Tanımı:
Rükün ve şartları tam olarak bulunan evlilik akdi, taraflar için
bağlayıcı olur. Akıllı ve ergin müslüman bir erkekle, yine akıllı ve ergin
müslüman bir kadının, aralarında bir evlenme engeli bulunmaksızın iki şahit
huzurunda yaptıkları evlenme akdi geçerli olur ve sonuçlarını meydana getirir. (el-Kasani, Bedayiu's-Sanayi, Beyrut, 1328/1910, II, 331-334) Başkasının icazetine bağlı olan mevkuf evlenme, bu icazet
verilince ve bir tarafın fesih hakkının bulunması yüzünden bağlayıcı olmayan
(gayri lazım olan) evlilik ise bu fesih hakkının kullanılmaması durumunda sahih hale
gelir. Böyle bir evlenme akdi karı-koca ilişkisi, mehir, nafaka, sıhrî hısımlık,
nesep ve karşılıklı mirasçılık gibi evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.
B) Sahih Evliliğin Sonuçları:
1) Eşlerin İslami ölçüler içinde birbirinin cinsel yönlerinden
faydalanması caiz olur.
Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: "Kadınlarınız sizin
tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz biçimde varın." (el-Bakara, 2/223.) "Oruç
gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer
elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz." (el-Bakara,
2/187.) "(Savaş esiri olarak) sahip
olduğunuz cariyeler dışında, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size
emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla
(mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza
karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin." (en-Nisa', 4/24.) "(Kurtuluşa
eren mü'minler) iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu cariyeleri
bunun dışındadır. (Bunlarla cinsel ilişkilerinden dolayı) kınanmış
değillerdir." (el-Mü'minun, 23/5, 6.)
Hz. Peygamber (s.a.s) de bir hadiste şöyle buyurmuştur:
"Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun. Şüphesiz onlar sizin yanınızda
yardımcılarınızdır. Onları Allah'ın emaneti olarak aldınız ve cinsiyet
uzuvlarını Allah'ın kelimesi île helal edindiniz." (Ebu Davud, Menasik, 56; İbn Mace, Menasik, 84; Darimî, Menasik,
34.)
Nikah, eşe ancak önden yaklaşmayı helal kılar. Eşine arkadan
yaklaşmak, aybaşı, lohusalık veya hacda ihramlı hallerinde onunla cinsel temasta
bulunmak caiz değildir.
Allahü Teala şöyle buyurur: "Onlar cinsel uzuvlarını
eşleri veya sağ ellerinin malik olduğu cariyeleri dışında korurlar." (el-Mü'minun.)
"Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O bir ezadır.
Onun için aybaşı halindeki kadınlarınızla cinsel temastan uzak durun. Temizleninceye
kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlenince Allah'ın size emrettiği yerden
onlara gidin." (el-Bakara, 2/222.) Lohusalık da aybaşı halinin benzeridir. (Aybaşı ve lohusalık için bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle
İslam İlmihali, İstanbul, 1991, s:178vd.)
Nebi (s.a.s) eşine arkadan yaklaşan kimse için şöyle buyurmuştur;
"Eşine arkadan yaklaşan lanetlenmiştir." (Ebu Davud, Nikah, 45) Başka bir hadiste
şöyle buyurulmuştur: "Aybaşı halindeki bir kadına yaklaşan veya bir kadına
arkadan yaklaşan yahut gelecekten haber veren kimseye (kahin) gidip onu doğrulayan kimse
Muhammed'e indirileni yalanlamış olur." (Tirmizi,
Tahare, 102; İbn Mace, Tahare, 122)
Aybaşı veya lohusa olan kadına eşinin cinsel temasta bulunması
halinde ona eziyet ve sıkıntı vermiş, ayrıca sağlığını da tehlikeye sokmuş
olur. Eğer bunun haramlığını bilerek yapmışsa, bir veya yarım dinar (1 dinar, yaklaşık 4 gr. 22 ayar altın paradır.) altın parayı bir fakire tasadduk etmesi gerekir. Bir hadiste
şöyle buyurulur: "Bir erkek eşine aybaşı halinde yaklaştığında, eğer
aybaşı kanı kırmızı ise bir dinar, sarı ise yarım dinar altın parayı sadaka
olarak versin." (Tirmizî, Tahare, 102, Ebu
Davud, Nikah, 47; Nesaî, Tahare, 181, Hayz, 9.)
Kocanın, eşinin bütün vücuduna çıplak olarak bakması ve
dokunması caizdir. Çünkü cinsel ilişki bile helal olunca, bunun altında kalan bakma
ve dokunma öncelikle helal olur. Ancak edep bakımından eşlerin birbirinin cinsel
uzuvlarına bakmaması tavsiye edilmiştir. Nitekim Hz. Aişe (r. anha)'nın "Ben
Rasülullah (s.a.s)'in cinsel uzvundan bir şey görmedim, O da benden bir şey
görmedi" (bk. ibn Hanbel, Müsned, VI, 63, 90;
el-Kurtubî, el-Cami', XII, 154.) dediği
nakledilmiştir.
Hanefîlere göre kocanın ölümden sonra eşinin bedenine bakması ve
dokunması helal olmaz. Şafiîler aksi görüştedir.
2) Evlilikle, kadın belirlenen mehre hak kazanır. Evlilik akdi
sırasında mehirden hiç söz edilmemişse kadın emsalleri kadar bir mehir alma hakkına
sahip olur.
3) Kadının koca evinde kalması gerekir. Peşin konuşulan mehrini
alan kadının, kocasının belirlediği, İslam'ın öngördüğü özelliklere sahip
olan meskende oturması asıldır. Bu kalış, boşandıktan sonra da iddet süresince
devam edebilir.
Allahü Teala şöyle buyurur: "Evlerinizde oturun, eski
cahiliyye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın." (el-Ahzab, 33/33) "(Boşanan)
o kadınları, gücünüzün yettiği kadar oturduğunuz yerin bir bölümünde
oturtun." (et-Talak, 65/6) "Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de
çıkmasınlar. Meğer ki, açıkça bir kötülük yapmış olsunlar" (et-Talak, 65/1)
Diğer yandan kadın, peşin konuşulan mehri almadıkça ortak
ikametgaha gitmeye zorlanamaz. Koca, önceden eşinin sürekli olarak kendi babasının
evinde oturacağını kabul etse, bu şart yok sayılır. Bu duruma göre, toplumda iç
güveyi denilen ve erkeğin, kadının ailesi ile birlikte oturma esasına dayanan
anlaşmanın kocayı bağlamadığında açıklık vardır. Erkek eşiyle birlikte
istediği zaman kendisine ait başka bir eve geçme hakkına sahiptir.
Kocanın belirleyeceği mesken sağlığa elverişli olmalı, meskun
alanda bulunmalı, gerekli eşyaya sahip olmalı, kötü komşulu olmamalı ve kocanın
hısımları aynı meskende oturmamalıdır. Ancak kadın, kocasının hısımları ile
birlikte oturmayı kabul eder ve hizmetlerini de görürse, bu onun ahlakinin
güzelliğindendir.
4) Kadın nafaka hakkına sahip olur. Bu da yeme, içme, giyim ve
mesken ihtiyacını kapsar. Kadın haksız yere kocasının itaatından dışarı
çıkarsa nafaka hakkı düşer. Kocanın nafaka yükümlülüğü şu delillere dayanır:
Allahü Teala şöyle buyurur: "...Onların (annelerin) toplumda iyi bilinen örfe
göre (ma'ruf) yiyeceği ve giyeceği çocuk kendinin olan babaya aittir." (el-Bakara, 2/233.) "Malî
imkanları geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin, rızkı kendisine
daraltılmış bulunan da nafakayı, Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah hiç bir
kimseye ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah güçlüğün arkasından kolaylık
ihsan eder." (et-Talak, 65/7.) Şu ayette de mesken ihtiyacından söz edilir: "Boşanan
kadınları gücünüzün yettiği kadar, oturduğunuz yerin bir bölümünde
oturtun." (et-Talak, 65/6.)
5) Eşlerden her birinin, diğerinin usul ve furuu ile kendi arasında
"sıhrî hısımlık" meydana gelir. Buna göre, bir kadınla evlenen erkek,
artık bu kadının annesi veya nineleri ile yahut kızı ya da torunları ile evlenemez.
Kadın da kocasının babası, dedeleri yahut oğul ya da torunları ile evlenemez. Bu
yasak evlilik; boşanma veya ölümle sona erse bile devam eder (bk. "Evlenme
engelleri" konusu).
6) Çocukların baba bakımından nesebi sabit olur. Bir çocuğun ana
tarafından nesebinde şüphe bulunmaz. Çünkü onun nesebi doğuran kadına bağlanır.
Erkeğe bağlanması ise nikah bağını gerektirir. Hadiste şöyle buyurulmuştur:
"Doğan çocuk yatağın sahibi olan erkeğe aittir. Zina edene ise taşlama
vardır." (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, VI,
276.)
7) Eşlerin arasında miras cereyan eder. Eşlerden birisi evlilik
devam ederken veya rıc'i (cayılabilen) boşamada iddet beklerken veya ölüm hastası
olan kocanın bain (kesin) talakla boşadığı eşi iddet beklerken ölürse Şafiîler
dışındaki çoğunluğa göre diğer eş mirasçı olur.
Allah Teala şöyle buyurur: "Eşlerinizin çocuğu yoksa,
mirasının yansı sizindir. Eğer onların çocuğu varsa, size mirasından düşecek pay
dörtte birdir. Eğer çocuğunuz yoksa, bıraktığınızdan dörtte biri onların
(karılarınızın) dır;
eğer çocuğunuz varsa, mirasınızdan sekizde biri yine onlarındır." (en-Nisa, 4/12)
8) Birden çok eş varsa, aralarında adaletin gözetilmesi gerekir. Bu
adalet geceleme, nafaka, giyecek ve mesken bakımından eşitliği gerektirir. (ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, Dimaşk,
1405/1985, VII, 100 vd.)
9) Peşin mehrini alan kadının, kocasının meşru emirlerine itaat
etmesi gerekir. Kocası eşine ahlak ve edebe aykırı veya İslam'ın kendisine
tanıdığı hakları ihlal edici emirler verirse, kadının bunlara uyması gerekmez.
Aybaşı veya lohusalık günlerinde cinsel ilişki isteği, tesettürü veya namaz,
oruç, zekat gibi farzları terketmesini istemesi durumlarında kadın kocasına itaat
etmez ve farzları yerine getirir.
Ancak kadının aybaşı veya lohusalık günleri dışında
kocasının cinsel isteklerine cevap vermesi de bu itaat kapsamına girer.
10) Koca, karısının şahsı üzerinde geniş yetkilere sahip olmakla
birlikte, ona iyi davranmak ve insanca muamele yapmak zorundadır. Nitekim Kur'an-ı
Kerîm'de şöyle buyurulmuştur: "Onlarla iyi geçinin, Eğer kendilerinden
hoşlanmadınızsa; olabilir ki, bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda bir çok
hayır takdir eder." (en-Nisa, 4/19)
Ancak kocasının iyi muamelesine rağmen kadın söz dinlemez ve
hayasızca davranışlarını ve serkeşliklerini sürdürürse, kocanın onu te'dip
hakkı doğar. Yüce Allah bu hakkın kullanılma şekil ve şartlarını şöyle
belirlemiştir: "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince,
onlara önce öğüt verin, vazgeçmezlerse yataktarında yalnız bırakın, bu da yarar
sağlamazsa (hafifçe) dövün." (en-Nisa',4/34.)
Şunu belirtelim ki, kocanın eşi üzerindeki te'dip hakkı İslam'a
özgü bir özellik değildir. Klasik kilise görüşü de, haklı bir neden varsa
kocanın hafifçe eşini dövebileceğini kabul etmiştir. XII ve XIII. yüzyıllarda
Fransa'da koca, karısını yaralamamak şartıyla dövebilirdi.
|